Emilia Perez Erdem’i Sorgulayan Bir Antik Yunan Tragedyası mı? Müzikal-Suç-Komedi mi? | Vildan Çetin

Şubat 25, 2025

Emilia Perez Erdem’i Sorgulayan Bir Antik Yunan Tragedyası mı? Müzikal-Suç-Komedi mi? | Vildan Çetin

Yabancı kaynaklarda müzikal drama olarak adlandırılsa da Türkçe yorumlarda müzikal-suç-komedi kategorisine dahil edilmesinden etkilenerek kara mizah tadında, şarkılı türkülü bir yapıt izleyeceğimi sanarak izlemeye başladığım Emilia Perez ‘hiç güldürmeden’ ilerledikçe ve dahi tüm eleştirilerime rağmen yapının bir antik Yunan tragedyası mantığında oluşturulduğunu fark ettiğim anda bu yazıyı yazmaya karar verdim. Tam da bu sırada Emilia Perez, 8 dalda Oscar adayı olmuştu bile.

Okumaya devam edeceklere mini bir uyarı: Bol spoiler/senaryo detayı içerir.

Cannes Film Festivali’nde Jüri ve En İyi Kadın Oyuncu dalında (2 kadın oyuncu ile birlikte) trans birey Karla Sofia Gascón’un bu kategorideki ilk ödülü aldığı Fransız Jacques Audiard’ın yönettiği filmin açılışında, zengin, güçlü ve iktidardakini kollayan çarpık Meksika adalet sisteminin işleyişine şahit oluyoruz. Bu vesile ile, varlıklı bir iş adamının karısını öldürdüğüne değil intihar ettiğine dair kanaatin oluşmasını sağlayan mahkeme sürecinde, çalıştığı büronun sahibi beyaz tenli avukat için savunmayı en ince detayına kadar hazırlayan yetenekli mi yetenekli ve iş bitirici avukat Rita Mora Castro ile (Zoe Saldaña) tanışıyoruz. Rita, her ne kadar olağanüstü çalışkan ve yetenekliyse de kadın oluşu ve en önemlisi esmer teni yüzünden hiçbir zaman çalıştığı büro gibi bir işyerine sahip olamayacağını düşünmektedir. Kısmen haklı olduğu bu çeşit duygular içinde kaybetmeyi baştan kabul etmişken Rita’nın yolu, (Karla Sofia Gascón’un erkek halini de canlandırdığı) uyuşturucu karteli lideri Manitas del Monte ile kesişir. Manitas her şeyi geride bırakıp kadın olarak yeni bir hayata başlamak istemektedir.

Rita’nın zekası ve olağanüstü desteği yanında, Manitas’ın korkunç serveti, cinsiyet geçiş sürecinin başarıyla aşılmasını sağlar. Manitas amacına ulaşmıştır. Emilia Pérez adını alır. Manitas’ın eşi Jessi Del Monte (Selena Gomez) ve 2 erkek çocuğu hiç istemeseler de yine Rita’nın organizasyonu ile İsviçre’de hayatlarını sürdürmek zorunda bırakılırlar. Rita ise artık zengin bir kadındır. Londra’da (filmin sponsorlarından da olan) YSL gibi üst markalı giysilerle salındığı lüks bir yaşam sürmeye başlar.

Erkekten Kadına Dönüşmek Yetmez!

Manitas yani Emilia ile Rita arasındaki iletişim bir süre kesilir. 4 yıl sonra Emilia’nın isteği ile tesadüfmüş gibi görünen bir yemekte tekrar bir araya gelirler. Çünkü her istediğini, her ne olursa olsun elde etmeye alışkın, her ne kadar kadın görünümündeyse de erkek olduğu zamanlardaki zorba tavrından kurtulamamış Emilia, şimdi de vatanına dönmek, karısı ve evlatları ile bir arada yaşamaya karar vermiştir. Jessi ve çocuklar ise İsviçre’ye çoktan alışmıştır. Bu kez geri dönmek istemeseler de mecburen Meksika’ya giderler. Emilia, rahmetli Manitas’ın tüm kötülük ihtimallerine karşı herkesten sakladığı kız kardeşi olarak Jessi ve çocuklara tanıtılır. Hep birlikte yaşamaya başlarlar.

Emilia artık: Zengin, zarif, şefkatli ve geniş mezhepli hoşgörüye sahip bir görümce olmasının yanında, uyuşturucu kartelleri, suç örgütleri veya bizdeki derin devlet yapılanması benzeri güçler tarafından kaçırılıp öldürülen, mezarları dahi bilinmeyen kayıp insanları yıllardır arayan ailelere destek veren bir yardım organizasyonunu da kuran kişidir. Emilia erkekten kadına, kadından da bir meleğe dönüşmüştür. Tabi ki suç ortağı Rita’yı, ki Rita korkak olduğu kadar egoist ve kendi çıkarları için her kötülüğü sorgusuz yapan biridir, bu organizasyonun oluşturulmasında da başrolde görürüz.

Araya bir not düşeyim: Yönetmenin tercihi ile atlanan yıllarda, Manitas’tan Emilia’ya bedensel olarak mükemmel bir şekilde dönüşen karakterin içsel deneyim ve sıkıntılarına şahit olamadığımız için***, Emilia’nın melekleşmesi filmden kopmaya varan ve gerçeklik algısını sarsan bir yabancılaşma hissi yaratıyor. Seyirci, kötünün iyiye evrilme sürecinin işleyişinden habersiz bırakıldığı için bu kopuşun gayet normal olduğu düşünüyorum. Dönüşüm ve sancılarını yanında, Jessi ve çocukların fikri zerre umursanmadan, oyuncak yaratıklarmışcasına uygulanan kararlar konusunda Emilia ve Rita’nın asla vicdan azabı duymamasını garipsediğimizi de filmin yönetmeni umursamıyor olmalı.

Tragedya Bu Filmin Neresinde?

Meşhur tragedyaların kahramanlarına Sofokles’in yazdığı taraftan bakarsak Aias, Antigone, Kreon, Deianeira ya da Herakles’ı hatırlayalım, hiçbiri tümden hatasız değildir. Bir noktada doğrudan sapmışlıkları vardır. En önemli detay şu ki, saydığım isimler, bir ideal uğruna kendini feda eden kahramanın trajedisini yaşamaz. ‘Üstelik hepsi de ‘o’ doğrudan sapmayı sanki özellikle kendi öz nitelikleri içinde, yani tam da onları kendi başına büyük yapan nitelikleri içinde yapmış’(1) görünürler. Aias onur tutkusu, Antigone dinsel bağlılık (pietas), Kreon yasalara sadakat tutkusu, Deianeira eş sevgisi, Herakles kahramanlık içinde… Ancak kendi başına olumlu görülerek hayranlık uyandıran bu öz nitelikler (yani erdem -Yunancası Aretai- duygusuna sahip olma) yıkımlarını beraberinde getirir.

Aristoteles’in ideal tragedyanın birincil etkisi olarak belirlediği ‘birlikte acı çekme ve dehşete uğrama’ halinin her adımda artan bir kıvamda vahimleşmesi hatta vahşetin ekseninin dönüşümü de filmin ana unsurlarından. Bilmeksizin en korkunç şeyi yapan yani babasını öldürüp annesi ile evlenen Oidipus’un karşısında bu kez bilinçli bir şekilde hayatındaki herkesi etkileyecek kararı alan eskinin vandal mafya patronu, yeninin vicdanlı halası ve mağduru Emila Perez yer alıyor. Varoluşsal kaygıların ve hayat korkusunun ele geçirdiği, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan avukat Rita*, hırslarına yenik düşerek bu vicdansızlığın bir parçası oluyor. Emilia’dan, erkek iken iyi beceren**/güçlü eş ve dönüşümü sonrasında görümce olarak sevgi dolu ancak duygusal olarak zayıf ve hafifmeşrep gelin muamelesini gören Jess, kadını aşağılayan bir karakter. İlk bakışta kötü kadın kahramanlar olarak bilinen Medea ve Deianeira usulü tragedyanın yani filmin yönünü değiştirecek güce sahipmiş gibi görünüyorken bir anda çocuklarını umursamayan, gecelere ve sekse düşkün yetersiz ve dahi edepsiz bir karakter olarak gözümüzün önünde yeniden doğuyor.

İnsan, İnsanını Kokusundan Tanır

Film konusunda yapılan eleştirilere bakacak olursanız, diğerlerinin yanında oyunculuğu zayıf bulunan Selena Gomez’in seyirciye bilinçli olarak bu beceriksizlik duygusunu aktardığı kanısındayım. Filmin sonunda Emilia’dan gerçeği öğrenene dek, görümcesi bildiği kişinin aslında kocası olduğunu fark edememesi bir tek bana sorunlu geliyorsa o ayrı tabi. İnsan, insanını kokusundan tanır yahu! Özellikle kocasını. Ha ameliyatlar kokuyu da değiştiriyorsa o ayrı tabi.

Çocuklarını da alıp sevdiği adamla evi terk eden Jess, görümcesi sandığı kocasının maddi şiddete başvurup tüm hesaplarını dondurması üstüne beş parasız kalıyor. Burada bir hedef yanıltmaca var. Bu yüzden Jess, Medea ve Deianeira gibi yakıcı aşağılanmışlık duyguları ile doğrudan öç alma peşinde değil. Arzu nesnesi bir zamanlar sahip olduğu adamın parası. Bu bağlantı, yani kocanın sahip olduğu servetten mahrum bırakılmak, kocadan mahrum bırakılmakla eşit seviyede itici bir güce dönüşüyor. Kendisine ait olan servetin peşine düşüyor. Medea ve Deianeira gibi hakkı olana sahip çıkma sürecine giriyor. Çünkü sonlandırma Oresteia’daki gibi düşüncenin araçları ile değil, şiddet yoluyla gerçekleşiyor. (2) Maalesef Jess ve kaçtığı kuzen, öylesine beceriksizler ki. Burada trajik bir ironi ile karşı karşıyayız.Geçmişte kim olduğunu bilmedikleri Emilia’yı kaçırıyorlar. Emilia tam da bu sahnede hakkı olduğu halde, şiddete başvurmaması ile kalbimizi büzüştürüp gözlerimizi yaşartsa da bir yandan da trans bireyleri aşağılayan bir film izlediğimizin ayırdına varmamızı fark ettirdiği için değerli bir sahne bu. Öylesine ezik ki, düştüğü duruma üzülmeden duramıyoruz.

İş Bitirici, Erilleşmiş Karakter Rita’nın Zaferi

Devreye yine erilleşmiş, iş bitirici ve her eve lazım karakter Rita giriyor. İş başa düşmüştür. Eline silahı alıyor. E madem Emilia artık gerçek bir erkek değildir ve bir kadın gibi aşağılanmaktadır demek ki gerçek bir kurtarıcıya ihtiyaç vardır. Rita hak ettiği unvana sahip olabilir. Film boyunca, Emilia ve Rita ne zaman sevişecek diye beklemiş bir izleyici olarak, son sahnede Rita’nın eline silah verilmesi ile yönetmenin -hınzırca bir yöntemle- hiç olmazda bu merakımızı giderdiğini düşünüyorum.

Emilia ve Jess ölmüştür. Rita, olması gerektiği gibi hayattadır. Filmin ana kahramanları görev yerlerine doğru şekilde yerleştirildiğine göre, tragedyalardan alışageldiği üzere artık koro sahneye çıkmalıdır. Ve tıpkı bir tragedyadaki gibi, beceriksiz kahraman ve kurbanları koronun eşlik ettiği şarkı ile kutsal mezarlarına omuzlar üstünde taşınır. Filmin asıl kahramanı Rita ise yolculuğunu başarı ile tamamlamıştır. Çocukları içeri alır ve kapıyı yüzümüze kapar.        

  1. Joachim Latacz, Antik Yunan Tragedyaları, Çev: Yılmaz Onay, Mitos Boyut Yayınları, sf: 211,

2016

  • Aiskhülos, Oresteia Üçlemesi (Agamemnon, Adak Sunucular, Eumenidler) – Eski Yunan Tragedyaları, Mitos Boyut Yayınları

* https://decider.com/2024/11/14/emilia-perez-netflix-movie-review-stream-it-or-skip-it/

**Jess’in kocasını özlediği için eski mesajları dinlediği sahnede ‘Mathias’ın sikişinden dolayı amının hala acıdığını’ duyarız.

*** https://www.them.us/story/emilia-perez-critics-gay-trans-internet-response-at-odds-representation

*** https://www.lemonde.fr/culture/article/2024/08/21/dans-emilia-perez-jacques-audiard-filme-un-caid-transgenre-dans-le-milieu-des-cartels-mexicains_6288990_3246.html

edebiyathaber.net (25 Şubat 2025)

Yorum yapın