Gerçek orada bir yerde | Can Öktemer

Şubat 21, 2025

Gerçek orada bir yerde | Can Öktemer

“Tarih her zaman kazananların hikâyesini yazar.” Bu tanım tarih yazımına dair büyük anlatılar çağının en kabul gören görüşlerinden biriydi. Tek bir adamın muzaffer öyküsü üzerine inşa edilen tarih anlayışı nesnel gerçeklikten ziyade bir kurguydu. Kurguydu çünkü geçmiş çarpıtılarak ve yanlı olarak geleceğe aktarılıyordu. 1960’larda iyiden iyiye ivme kazanan eleştirel tarihçilikle birlikte bize anlatılan tarihin böyle olmadığını büyük anlatılarda dışarıda bırakılmış başka hikâyeler olduğunu öğrenmeye başlamıştı. Kadınların ve azınlık grupların anlatılmamış hikayeleri işte tam da bu dönemde başlamıştı zaten.

Geçmişin çarpıtılarak, yanlı ve kurgu bir hikâye örgüsüyle sunulması, eleştirel tarih yazımında tarihçinin de tıpkı bir edebiyatçı gibi hakikati eğip bükebildiğini göstermişti. Peki, bize anlatılan çoğu şey yalansa gerçeğe nasıl ulaşacağız? Bizi paranoya çemberine hapsedecek kadar şüpheciliği sınırı nerede başlar nerede biter? Hernan Diaz’ın son romanı Güven, bu soruların peşine düşmüş. Geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları tarafından Kerem Sanatel çevirisiyle yayımlanan roman, ABD’de 1929 finans krizi sırasında borsa ve piyasa manipülasyonlarıyla büyük servet edinmiş Andrew Bevel ve eşi Mildred’in hikâyesine odaklanıyor. Diaz, Bevel’in hikâyesini klasik bir Rus romanı hacmiyle olayları en başından en ince detayına kadar anlatmıyor. Onun yaklaşımı biraz edebiyat, tarih ve hakikat arasındaki ilişki üzerinden ilerliyor. Diaz, romanını Kefalet, Yaşamım, Bir Hatırat/Anımsanış ve Mevduatlar başlıklı dört bölüm üzerinden kurgulamış.

Her bölümde Bevel’in hikâyesi farklı bir anlatıcının gözünden anlatıyor. Örneğin ilk bölümde Harol Vanner isimli ünlü bir yazarın Bevel’in yaşam öyküsü üzerinden anlattığı romanından oluşuyor. Sonraki bölümlere geçtikçe Vanner’in Bevel’in hikâyesini çarpıtarak, gerçekliklerden uzak olarak anlattığını anlıyoruz. Bevel, hayat hikâyesini İtalyan göçmeni, babası Mussolini karşıtı bir anarşist olan Ida Partenza’ya yazdırmaya başladıkça gerçekçiliğin çok başka olduğunu kendisi yurtsever, hayırsever ve eşine yürekten bağlı bir iş insanı portresi çıkıyor. Kendi çıkarlarıyla ülke çıkarlarını kesişim haline getiren, Büyük Buhran dönemindeki krizden çıkabilme yollarını bulabilmek için türlü piyasa manipülasyonu yaptığını anlıyoruz. Haliyle kafamız karışmaya başlıyor. Hangisi gerçek? Vanner’in Bevel ailesini sorunlarla dolu, para ve güç için her şeyi yapabilecek kapasitede olduklarını söylediği kitap mı yoksa Bevel’in kendini ‘temize’ çıkardığı hikâye mi? Mildred Bevel’in günlüklerini okuduklarımızda ise bize anlatılan her şeyin tam tersi olduğu gerçeği çıkıyor. Peki, gerçek hangisi?

Tarih hep geri döner

Hernan Diaz’ın Güven romanı, sarmal bir kurguyla okuyucuyu şüpheli bir gerçekçiliğin ortasına bırakıyor ilk bölümden itibaren. Doğrudan taraf tutmadan hep bir mesafeyle yaklaşıyor hikâyesine. Günlükler, eskiz halinde bırakılmış anlatılar, kurgu bir metin ve bir anlatıcının gözünden anlatılıyor hikâye. Her bölümde kafamız karışıyor, her bölümde şüpheye düşüyoruz. Anlatıcıların hepsi bize farklı bir geçmiş anlatıyor ve geçmiş her sayfada yeniden değişiyor. Tüm bunlar Diaz’ın roman sanatının mühendislik dehasıyla buluşturduğu anlar oluyor bir anlamda. Bunun da bir sonucu olarak yaratmak istediği şüphe duygusunu okuyucuya geçirmeyi başarıyor.

1980’li yıllardan beri gerçekliğe dair şüphelerin arttığı, herkesin gerçekliği kendisine göre inşa ettiği bir dönemden geçiyoruz. Hakikat değiştirilmez, sorgulanamaz bir şekilde kenarda dursa da, gerçeklik Lego’dan yapılma bir apartman olarak sürekli değişiyor, değiştiriliyor. Müesses nizam -devlet, siyaset, piyasa eksenli- çarpıtılmış gerçeğe sürekli ihtiyaç duyuyor. Sistemin bekası herkesi ikna edecek bir yalan üzerine kurulu çünkü. Tıpkı Andrew Bevel’in ülkesinin bekası uğruna borsa manipülasyonları yapması boşuna değil. Diğer yandan romanın açtığı sorgulama kanallarından biri de tarih yazımına dair. Yukarıda da değindiğim gibi tarih büyük anlatılar etrafında tek adamların muzaffer günceleri etrafında inşa edilmişti. Her şeye muktedir, zeki, entelektüel ve son derece başarılı adamlar, kazanılacak tüm zaferleri kazanmış ve tarihe bu şekilde geçmişlerdir. Lakin, geçmişten bumerang gibi gelen hakikat işin öyle olmadığını bize öğretti. Tüm bu ‘zaferlerin’ tek bir akıldan değil çoğu zaman o adamların  eşlerinin büyük yardımı ve emeğiyle olduğunu sonradan öğrendik. Tarihin bu anlamda tek taraflı hatta cinsiyetçi bir şekilde dışlayıcılığı geçmişi eşitlikçi bir şekilde yeniden kurgulamamız gerektiğini hatırlatıyor  bir anlamda. Hernan Diaz’ın Güven romanı, zamanın ruhuyla paralel giden bir ABD anlatısı. Borsacılar, tüccarlar ve yalan odaklı bir dünya…

edebiyathaber.net (21 Şubat 2025)

Yorum yapın