Mustafa Kutlu’yu nasıl bilirsiniz? | Metin Celâl

Mart 23, 2025

Mustafa Kutlu’yu nasıl bilirsiniz? | Metin Celâl

Mustafa Kutlu’yu öncelikle usta bir hikayeci olarak bilirim. Velut bir yazar. Hemen her sene yeni bir kitap yayınladı. Biyografisinde ise çok daha geniş bir tanımlama var “Hikâyeci, romancı, yayıncı, denemeci, senarist, gezi yazarı, spor yazarı, gazeteci, ressam, öğretmen” denmiş. Bütün eserlerini yayınlayan Dergâh Yayınları’nın sitesine bakarsanız 2024 Mayıs’ında yayınlanan son kitabı “Başkanın Adamları” 50. kitabıymış. Bana daha fazla kitabı var gibi geliyor. Hakkında en son tezi yazan Safiye Önal 51 kitap listelemiş. 3 sözlük ve bir imla kılavuzu da eklenince 55 ediyor. Muhammed Ali Clay’in biyografisi gibi takma adla yayınlananlar bu listeye dahil değil. Chat GPT’ye sorarsanız, Mustafa Kutlu, 1968’den 2022’ye kadar uzanan dönemde toplam 37 hikâye, 22 deneme-inceleme ve 1 çocuk kitabı olmak üzere 60 kitap yayımlamış. Listede en son yayınlanmış kitap olarak “Mahşerin Yedi Atlısı” görünüyor. Esenler Belediyesi’nin 2023’de yayınlanan “Öykümüzün Serüveni” adlı derlemede ve Wikipedia gibi çeşitli kaynaklarda bu kitabın adı geçiyor ama cismine ulaşamadım.

Lisedeyken mahalli gazetelerde şiirleri yayınlanan Mustafa Kutlu’nun ilk öyküsü “O” Fikir ve Sanatta Hareket dergisinin Mayıs 1968 tarihli 29. sayısında yayınlanmış. İlk öyküsünün ve ilk kitabının yayınlanmasından bu yana 57 yıl geçmiş. “Sait Faik’in Hikâye Dünyası” adlı ilk kitabı, yine 1968’te Hareket Yayınları’ndan çıkmış.

1970’te  ilk hikâye kitabı “Ortadaki Adam”, 1972’de “Sabahattin Ali” ve ikinci hikâye kitabı “Gönül İşi” ise 1974’de yine Hareket’ten yayınlanmış. Çıraklık dönemi eserleri olarak gördüğü bu ilk dört kitabını yeniden bastırmadığını söylüyor Mustafa Kutlu. Ama “Ortadaki Adam”ın ve “Gönül İşi”nin daha sonra Dergâh yayınlarından birer baskısı daha yapılmış.

Kitapların yeniden basım tarihine dair bilgiye erişemedim ama internette kapak görselleri var ve kütüphanelerin kayıtlarında bulunuyor (https://koha.ekutuphane.gov.tr/). “Sait Faik’in Hikâye Dünyası” için de aynı durum söz konusu Dergâh’ta tarihsiz bir baskı daha var. Sabahattin Ali’nin ise Dergâh’ta 1986 ve 1989’da iki ayrı baskısı kütüphane kayıtlarında görülüyor. Anlaşılan çıraklık dönemi ile vedalaşmak hızlı olmamış. Külliyatı tamamlamak açsından bu kitapların açıklamalı, belki başına Mustafa Kutlu’nun kitapları yayınlama öyküsü ve yeniden baskıları neden istemediğini belirten birer yazısının yer aldığı tıpkı basımları yapılsa hoş olurdu. Artık sahaflarda bile bulunmayan bu kitaplar araştırmacılar için önemli birer kaynak. Yitip gitmemelerinde fayda var.

Mustafa Kutlu, 6 Mart 1947’de Erzincan’ın Ilıç ilçesine bağlı Kuruçay nahiyesinde doğmuş. İlk, orta ve lise öğrenimini Erzincan’da tamamlamış. Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1968’de mezun olmuş. Okumaya, yazmaya meraklı olduğu kadar çizmeye de meraklı ve yetenekli. Aslında ressam olmak istiyor. Liseyi bitirince İstanbul’a gidip Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydoluyor ama “Ben burada yapamam” düşüncesiyle Erzincan’a dönüyor. Aileden çok uzakta olmanın da bu kararda etkili olduğunu anlıyoruz. Ekonomik nedenler de var, Babası genç yaşta vefat edince annesi terzilik yaparak aileye bakıyor, çocuklarını büyütüyor. 12 yaşında babasını kaybeden Mustafa Kutlu da ortaokuldayken eve katkıda olmak amacıyla sebze halinde ve başka işlerde çalışmış. Hem ekonomik yük olmamak hem de daha yakın, Erzincan’a gidip gelmek kolay olur diye Erzurum’da üniversiteye girmiş. Edebiyat okumuş ama resimden vazgeçmemiş. Üniversiteden iki arkadaşıyla birlikte Erzurum Halkevinde resim sergisi açmışlar. Sanat Felsefesi dersi aldığı Prof. İoanna Kuçuradi destek olmakla kalmamış, Almanya’ya gidip resim eğitimi alması için bir olanak da sağlamış. Mustafa Kutlu ressam olması için önüne çıkan bu ikinci fırsatı da reddetmiş. Ama resimle, çizimle ilişkisini kesmemiş. Yayınlanan ilk eserleri de şiir ya da öykü değil desenleri olacaktır. Edebiyata, yazarlığa yönelmesinde etkili olan, ilk öykülerinin eleştirmeni, hocası, daha sonra dostu Orhan Okay’ın odasında Hareket dergisi sahibi Ezel Erverdi’yle tanışması hayatında dönüm noktası oluyor. Bu tanışmanın ardından ilk desenleri dergide yayınlanıyor. İlk öykünün yayınlanması daha sonra olacaktır.

Mustafa Kutlu, sevdiğim, önemsediğim bir yazar, onun yazma hızına benim okuma hızım erişemese de birçok kitabını okumuşumdur. Hayatına daha yakından bakmama ise Safiye Önal’ın “Yaşayan Klasiğimiz Mustafa Kutlu” adlı çalışması vesile oldu. “Yaşayan Klasiğimiz Mustafa Kutlu” bir yüksek lisans tezinin kitaplaşmış hali. Tezlerin “hayatı, sanatı, eserleri” formatına uyuyor ama klasik tezlerden farkı tez metninden sonra Mustafa Kutlu ile uzun bir söyleşiye ve yakın çevresinden yazar dostlarının Mustafa Kutlu ile ilgili hatıralarına, kişiliği ve eserleri ile ilgili düşüncelerine de yer vermesi.

Hikayeciliği Mustafa Kutlu’nun okura görünen yüzü. Hikayelerinin yanı sıra birçok türde eserler vermiş. Denemeler, senaryolar, gezi yazıları, gazete köşe yazıları da yazdığını biliyoruz. Ama hayatına daha da yakın baktığımızda neredeyse yazarlığı kadar uzun süren bir yayıncılık hayatı olduğunu anlıyoruz. Üniversiteyi bitirdikten sonra birkaç yıl öğretmenlik yapıyor ve 1974’de radikal bir kararla öğretmenliği bırakıp Hareket dergisinde ve yayınlarında çalışmaya başlıyor. Ardından da bugünlere dek gelecek olan Dergâh Yayınları yılları var. Sadece editörlük, yazarlık gibi işler yapmamış resim yeteneğinden de faydalanacağı işleri de olmuş. Sayfa düzeni, grafik, kapak düzeni gibi işler yapmış, dergilere desenler çizmiş. Kitap yayınının yanında, dergi, günlük gazete yayıncılığı da var yaptıkları işler arasında. Yayıncılığında en ağır basan, başlangıcında editör ve yazar olarak katıldığı ama ikinci cildinden itibaren yayın yönetmenliği ve madde yazımı ile birlikte teknik işler de dahil her şeyini yaptığı Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. Yayınevinin diğer işleri ile birlikte yıllarca süren ansiklopedi yayınından sonra ise en önemli iş olarak 1990’da çıkan Dergâh dergisinin yayın yönetmenliği geliyor. Dergâh Dergisi’nin yayın yönetmenliğini Ocak 2016 yılına kadar sürdürdü. Derginin  birçok işini yapmakla kalmayıp, eksiklik hissettiği bir alan olan eleştiri yazılarını da yayınladı.

Sinemayı hep sevmiş. Fırsatını bulunca da senaryolar yazmış, uyarlamalar yapmış. Belgeseller çekmiş. Kanal 7’de danışmanlık yapmış. Orhan Kemal’in Uyku, Umran Nazif Yiğiter’in Süslen Berberi, Sabahattin Kudret Aksal’ın Geceye Doğru, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı eserlerini senaryolaştırmış. Eserlerinin de sinemaya uyarlandığını biliyoruz.

Çok yönlü bir kültür insanı olarak dolu dolu bir yaşamı var. Bu kadar çok yayıncılık ve yazma çizme işi arasında hikaye yazmaya nasıl vakit bulduğunu ise yıllarca yayınevinde kendisiyle aynı odayı paylaşan İsmail Kara anlatıyor. Günlerce kafasında hikaye ile gezdiğini ve bir sabah işe gelir gelmez daktilo başına oturup bir hamlede yazdığını anlatıyor İsmail Kara.

Sait Faik ve Sabahattin Ali’ye haklarında birer kitap yazacak kadar yakın ilgi duymasının hikayeciliğinin temellerini de gösterdiğini düşünebiliriz. Sabahattin Ali’yi okuduğunda “Tam bana göre bir adam” demiş. Öykü terimini sevmiyor. Kendisine “hikaye anlatıcısı” denmesini istiyor. Tabii kast ettiği son zamanlarda moda olan hikaye anlatıcılığı ya da bazı eleştirmenlerin kast ettiği meddahlık değil. Sohbet edermiş gibi içten, doğal akışı olan bir anlatımı tercih ediyor. Sabahattin Ali ile bu noktada yakınlığı olduğunu düşünebiliriz. Bence Orhan Kemal’in samimiyetine benzer bir tavrı da var Mustafa Kutlu’nun. Tabii işledikleri konularda da yakınlıklar bulabiliriz. Orhan Kemal gibi taşralıdır. Anadolu’da büyüyüp, yetişmiştir ve çocukluk ve ilkgençlik çağlarından anıları yazdıklarında hissedilir. Tabii Anadolu şehirlerinden gözlemleri, oraların simgeleşmiş, ilginç kişileri de hikayelerinde yer bulur. Ama her ikisi de İstanbul’da yaşamaya başladıktan sonra gerçek birer İstanbul yazarı olurlar. Yoksul bir yaşamları olduğu için de şehrin  parıltılı yerlerinden çok gözden ve gönülden ırak mahallelerini görürler. Oralardaki hayatları bireyi ihmal etmeden, bütüncül bir bakışla, kendilerine has anlatımlarla hikayeleştirirler. Önemleri ve farkları da budur. 

Mustafa Kutlu da Orhan Kemal gibi kahvehaneleri, orada yazmayı, vakit geçirmeyi, sohbetler etmeyi sever. İşlediği konular ve dert ettiği sorunlarda da Sabahattin Ali, Orhan Kemal gibi yazarlara yakındır. Tabii ki tüm yakınlıklar bir yana her büyük yazar gibi Mustafa Kutlu da kendine has anlatımı bulmuş, Türk hikayeciliğinin büyük ustaları arasında yer almıştır. Altında imzası olmasa bile Mustafa Kutlu’nun diyebileceğimiz hikayeler yazdı hep.

Mustafa Kutlu’nun gerçekçi bir yazar olduğunu düşünürdüm. Safiye Önal’ın “Yaşayan Klasiğimiz Mustafa Kutlu” adlı çalışmasını okuyunca bu düşünce iyice pekişti, toplumcu olduğuna da kani oldum. Safiye Önal, Mustafa Kutlu’nun dert ettiği, eleştirdiği konuları da derlemiş, söyleşisinde de bu konular hakkında görüşlerini sormuş. Mahvedilen doğa, çarpık kentleşme, köyden kente göçle tarımsal üretimin bitirilmesi, azgelişmişliğin sürekli kalkınma hamleleri ve sanayileşmeyle aşılacağı yanlış anlayışı, toplumun sınırsız tüketime alıştırılması gibi bir çok toplumsal sorunu ele alıyor hikayelerinde ve yazılarında. Anadolu’ya, köye dönmek, kanaat ekonomisi, ihtiyacın kadar üretme ve tüketme gibi toplumcu çözüm önerileri getiriyor ki aklın yolu bir diye düşünmeden edemiyor insan. Kuşkusuz bu görüşlerin temelinde Nurettin Topçu’nun bakış açısı da etkili ama ben Mustafa Kutlu’nun sadece Topçu’nun görüşleri ile sınırlı kalmadığını, hem gözlem gücü ile hem de okuduklarıyla bu toplumcu gerçekçi bakışı daha da geliştirdiğini düşünüyorum. Örneğin, “Sanayi ve teknolojinin, bunların sahibi sermaye ve kapitalizmin tüm dünyaya kabul ettirdiği, tüketime dayalı ‘hayat tarzı’nı reddetmeyi teklif ediyorum” diyor (s. 195).

Mustafa Kutlu’nun öyle renkli ve çok boyutlu bir hayatı var ki Safiye Önal’ın 400 sayfalık “Yaşayan Klasiğimiz Mustafa Kutlu” kitabının bile her şeyi anlatmaya yetmediğini düşünüyorum. “Bu gazetenin hikayesi de başlı başına bir konudur” dediği İstanbul Postası gazetesini çıkarmak gibi konuların sadece bir cümle ile geçilmesi, biyografisinde yer alan spor yazarlığına hiç değinilmemesi bunun delili sayılabilir. Atlanan, hızla geçilen bir çok konuyu, duayen yayıncı, Dergâh Yayınları’nın kurucusu ve Mustafa Kutlu’nun yarım asırlık yol arkadaşı Ezel Erverdi’nin ortak yayıncılık serüvenlerini ayrıntılı olarak anlattığı “Sabahı Beklemeden”den (Dergâh yay. 2022) anımsadıklarımla kendimce tamamladım. Tabii burada Safiye Önal’da kusur aramamak gerek. Hatta içten anlatımıyla kitaba büyük katkıda bulunan Mustafa Kutlu’ya da çok sitem edemeyiz. Böyle dolu dolu yaşanan bir yaşamda zamanla bazı anıların, tarihlerin öne çıkması, bazılarının silikleşmesi kaçınılmaz. Mustafa Kutlu eleştirmenlerin ve akademinin sevdiği bir yazar, hakkında çok kitap, makale ve tez yazılmış, araştırma yapılmış, sempozyumlar düzenlenmiş. Artık ayrıntılı yaşam öyküsünün de yazılmasının zamanının geldiğini düşünüyorum. 

* “Yaşayan Klasiğimiz Mustafa Kutlu”, Safiye Önal, Timaş yay, Mart 2025.

Yorum yapın