Öğretilemeyen Şeyler: Çoğul VarOluş | Pelin Özer

Şubat 21, 2025

Öğretilemeyen Şeyler: Çoğul VarOluş | Pelin Özer

I.

Okumanın yazmanın görünüşte çoğu zaman hareketsiz, renk vermez ve sessiz; dipte ise beklenmedik dalgalar-titreşimler yaratan son derece dinamik yaşantısına dalıp gidiyorum. İyi kitaplar ve onların bize yazdırdıkları diye geçiriyorum içimden, ruhun yayılışına eşlik eder. Menzili belirsiz, etkisi uçsuz, soluğu tükenmez. İçten temas’ın yuva olduğu kesişimler sayesinde kurulan nice köy. Adsız halkların göçerliğiyle dalgalanan çizilmemiş haritalar.

Düşünüyorum da; farkına var(ıl)sın var(ıl)masın, dile getir(il)sin getir(il)mesin tutkulu okuryazar, eylemini sadece okuma-yazma edimlerinden biriyle sınırla(ya)madığından özünde hep çoğul yaşantılar sürmeye yazgılı. Çoğu zaman şenlikli bir yazgı. Ama yazgı sonuçta. Kaçınılmaz olduğu varsayılan.

İnsanevladı okurken yazmaktan kaçınamayacağı biçimde yaratılmış olması yetmezmiş gibi yazarken de okumaya mecbur-memur edilmiş. Keyifli mecburiyet. Muhtemelen tek sevimli formu memuriyetin. Bu topraklarda biten çoğulluk çoğumuza tanıdık, çoğumuza ise bir o kadar yabancı. Kendisinden köşe bucak kaçanlar olduğu gibi bağımlıları da yok değil. Ama bahsini açtığım çoğulluk —onu bir karakter gibi hayal edip ete kemiğe büründürmek hoşuma gidiyor— bir yandan da geçinmesi, başa çıkması pek kolay olmayan, özel bir karakter.

II.

Çoğulluğu peşinen canayakın, girgin, müşfik, uyumlu biri gibi hayal eden yanılacaktır. Onun sağı solu kestirilemez, son derece başınabuyruk bir doğası var. Karşısındaki ister başrolde ya da iktidar sahibi olsun; isterse ısrarının dönüştürücü gücüne, baştançıkarıcı niteliklerine vb. güvensin; hiç fark etmez. Öyle öznelerin kararına, haline tavrına bakacak, etki altında kalacak, kolundan tutulup çekiştirilecek yaratılışta olmadığı kesin. Tamamen bağımsız o. Kendisinden bile.

Beklenmedik anda çıkagelmek iflah olmaz özelliklerinden. Nazikçe ya da hoyratça, nasıl davrandığımız farketmez; istediğimiz kadar onu yanımızda yöremizde istemediğimizi dile getirelim; kalmaya karar verdiyse tek adım geri atmaz. Bir kez kıskıvrak yakaladınız diyelim ve çılgınca talep ediyorsunuz eşlikçi varlığını; yine aynı şey. Ayaklarına kapansanız ne fayda; Nuh der peygamber demez; bir saniyeliğine bile alıkonulamaz. İstemediği hiçbirşeyi yaptıramazsınız ona.

Doğası aşka benzer. Siparişi verilemediği gibi; yok sayılsa, görmezden gelinse, boş ol’larla uğurlanmaya uğraşılsa bile mümkün değil silinip gitmeyecektir. Zorluğuyla ve cazibesiyle dip-derin-doruk temaslardan kaçınmayan okuryazarların kimyasına tüm hücreleriyle çoktan işle(n)miştir. Dolayısıyla ona sahip olmak da onu öldürmek de söz konusu edilemeyeceğinden, belki de kimbilir bu sayede insanı sarsıp zorlayarak nafile edimlerine, beyhude çabalarına uyandırır.

Ama uyarmak lazım: Varlığının kabulü ve bünyelere eklenmesiyle övünç duyulacak türden bir ilişki formu olmayacaktır yaratılan. Çoğulluğun kimyasına ilk anda değerini verip onu iliklerinde-hücrelerinde seve seve buyur eden, kendisiyle uyum içinde yaşayıp gidenler bilincin üzerindedir artık. Kaybolmuştur sıfatlar. Ego altyazısına yer ayrılmamıştır. Böylesi bir hafifliğe erişmiş yazara da okura da dikkat. Yakınlarında bulunmak bile kamaştırır. Etki baloncuklarının hızına matematik yetişemedi.

III.

Kimimiz okuyuşun verdiği o taze esinin-heyecanın vb. etkisiyle kaçınılmaz biçimde açtığımız somut sayfalara yazmaya başlıyoruz. Bazen sakin bir kararlılıkla, bazen rüyadan uyanmış silik bir yaşantıyı netleştirmeye çalışır gibi. Her durumda bir tuhaf işe koş(y)ulmuşuz.

Bir yandan kendimizi izliyoruz. Şaşırarak kuklalığımıza. İpleri görmediğimizden olsa gerek isyan da yeşermiyor. Kuklalığı da biz biçmiş olmayalım diye soruyoruz. Ekliyoruz soruyu da. Davet edilen cevap girecektir er geç kapıdan diyerek bekliyoruz kıpırtısız. Hiç çağrılmadan sökün eden, uç veren yepyeni fikirlerin kaynağına dönüşmüş halde buluyoruz sonra kendimizi. Afallıyoruz. Tutulmuş gibiyiz. Ne kaçabiliyoruz ama ne tam tutulmuşuz. Araf belirebilir. Kâğıda uzanıyoruz. Böylece yeni patikalar açılıyor önümüzde. Plansız yolculuğu göze alırsak adım adım şaşırtıcı manzaralara ulaşıyoruz.

Yazarken; o doludizgin savruluşta, o bölünmez sanılan sarhoşlukta bile yazar ikizi okur’a rastlayabiliyor. Hiç niyetimiz olmadığında bile paralel düzlemde dolaysızca işe koy(ş)ulmuş halde buluyoruz ellerimizi. Kendimizden son derece bilinçli ve hevesli okurlar yaratmaktan geri dur(a)m(ı)uyoruz. O, okur’la birleşince daha da bereketlenen yazma mesaimizde sonsuz yorum ihtimalinin kavrayışıyla daha da coşuyor; hiç vakit kaybetmeden yok(luk)tan damlamayı sürdüren satırlarımıza başka bir bilinçle, bu sefer eskisinden daha yoğun odaklanıyoruz.

IV.

Kendimizi okurken, o evrene kendimizi sorgusuz sualsiz bırakmışken izleyelim. Farkına varmasak da hücrelerimizde, kalbimizde, zihnimizin dolambaçlarında yazılmamış, söze dökülmemiş, ifade alanı(nı) yaratıp yüzeye yansımamış nice kitap-yazı-şiir-deneme vb. birikiyor, birikiyor, birikiyor……. Kalem işlemezse, hissimiz-fikrimiz somutluk kazanmazsa hem kendileri hem de onlar üzerine, onlardan yola çıkarak yazılacak nice cümle arad(ft)a kalacak. Bunları düşünmüyoruz pek. —Bile isteye dışarıda tutan, tutabilenlere ancak alkış yaraşır, o da ayrı mevzu elbet.— O halde hesabımız kesilecek. Müstakbel ilişkimizi, o çarpıcı potansiyeli görmezden geldik demektir. İstekle, hevesle sökün edenlerin yüzüne kapadık kapımızı. Boş bahçe gibi çorak kalakalmaya razı olduk. Çatlamaya hazır yumurtayı kırıp geçtik. Artık ne anasıyız o meçhul, hayat şansı bulamamış kitapların ne celladı.

Oysa geçit verirsek…… Ah ama ah, ne cümbüş…….. Araf sözcüğüne yanaşmaya çalışabilir, o toprağı yaşanacak hale getirebilir ve orada uyumlu kolektif, paylaşımcı ve açık hayatı elbirliğiyle örgütleyebiliriz. Köprü oluşu, alışverişi, açıklığı, bu —özünde— yüce rolleri küçümsemeden kabul etme yürekliliği göstermemiz yeter. Okuryazarlığın potansiyel çoğulluğuyla birlikte rahatça köyümüze yerleşip sonsuzca parlayacak ferah mekânlar bulabiliriz. Her birimizin soluğu birbirine karışmışken; coşku da nakarat da hezeyan ve haykırış da kalplerin ritmi kadar bize yakınken; histen-fikirden-duyumsallıktan, sinir uçlarımızdan, damarlarımızdan, hücrelerimizden ayrı düşünemeyeceğimiz sözcük yumağını; dolaşmış da olsa okunaklı hale gelene dek sabırla-özenle-şefkatle çözebiliriz.

edebiyathaber.net (21 Şubat 2025)

Yorum yapın