
Leyla, Süheyla, Helva, Sirkenaz… Leyla ve Süheyla’dan sonra isimler nasıl da alışılmışın dışında, değil mi? Üstelik bitmedi: Uyanık, Bitirim ve Somurtkan Hala’yı da duyacaksınız benden bu yazıda. Bu yazının konusu, kulağa bir hayli farklı gelen bu isimlendirmelerin yaratıcısı Sevgili Anıl Basılı ve Timaş Çocuk etiketiyle okura sunulan yeni kitabı “Anne Terliği”.
“Anne Terliği”nin muzip çizimlerinin desteğiyle kahramanları tanıdıktan sonra nasıl bir maceraya adım atacağımı merak ederek isimlere odaklandım bir süre. Çizimlerin muzipliğiyle isimler öyle güzel eşleşmişti ki daha hikâyeye girmeden yüzüme bir tebessüm yerleştirdim. Bu tebessümle sayfaları çevirirken hikayedeki bölüm isimlerine takıldım bu kez: Çok Yakından Bakma Gözlerin Bozulacak, Evde Yapsam Yemezsin, Nereye Koyduysan Oradadır, Bak Komşunu Çocuklarına… Bir yerlerden çok tanıdık geliyor mu? Kendi annemizden olmasa bile bu ifadeleri en az bir kez işitmişizdir hepimiz. Hepsi aynı tonda, aynı duyguyla, aynı hisle söylemese de klişeleşmiş ve işitildiğinde tanıdık hisler uyandıran ifadelerden artık hepsi. Ben sadece annelerle sınırlandırmak da istemiyorum bunları. Sevgili Basılı’nın kaleminden okuduğumuz bu hikâyede bu cümleleri kahramanların tümünden işitebiliyoruz. Böyle olunca meselenin bakım vermekle, çok değer vermekle ve çok sevmekle ilgili olduğunu düşünüyorum. Bakımveren olup, çok yakından ilgilenen ve çok seven olup korumak istemektir belki de bir insana bu cümleleri kurduran. Ama daha çok annelere. Yazar, bu hikâye vesilesiyle selam göndermek istediği anneler ve çocukları sanki birbirine daha da yaklaşsın istemiş. Hikayesi yarım kalan çocuklar, hikayesi yarım kalan anneler, henüz bir hikâyede buluşamamış anne ve çocuklar… Yaptığı girişle dahasını düşünmek mümkün.
Annelerin kalbini işgal edemezler. Terlikleri ve sevgileriyle baş edemezler. Çocukları için her gece yastıklarını gözyaşıyla ıslatan annelere ve annesizliğin ıslattığı gece rüyalarından uyanan çocuklara…
Orta yaşları geçeli çok olmuş üç kız kardeşin, dostları Sirkenaz’ı ziyaretiyle başlayan bu hikâyede bir sır saklı. “O hep kapalı duran kapı”nın ardında sıralanan bu kadınlardan bunca yıl ne saklanabilir? Leyla, Süheyla ve Helva fikir üretmeye başlıyor, fısıldaşıyorlar. Sirkenaz büyük bir açıklama yapmak istediğine göre belli ki önemli bir şey bu kapının ardındaki. Sirkenaz; sırrını öyle hemen açıklamıyor, iyice merakta bırakıyor kardeşleri. Bu sırrı biz de öğrenmeye çalışırken bu kardeşleri tanımaya başlıyoruz. Leyla, Süheyla ve Helva. Mahallenin en sevimli dedektifleri olarak tanınan bu kız kardeşlerin merakına, heyecanına ve coşkusuna tanık oldukça Yazar Basılı’nın çok önemli bir şey yaptığını düşündüm. Orta yaşları geçen, yaşlılığa adım atan bu kadınları öyle bir kenarda ölümü bekleyen insanlar olarak tanıtmıyor. Kalemi, böyle hissettirmiyor. Yaşama hevesinden bir şekilde vazgeçmeyen kadın portreleri bunlar. Böyle kadınların yaşam sahnelerine konuk ediyor bizi. Altmışındaki inatçı Sirkenaz, ellilerin başları ve sonlarındaki araştırmacı bu üç kız kardeş bazı karamsar klişeleri yerle bir ediyor. Ayrıca mizahın, hevesin ve merakın yaşlılarla çocukları buluşturan bir yanı var bence. O kavuşma iki tarafa da çok iyi geliyor. İki tarafı da besliyor. İki tarafı da hayatta tutuyor. İki tarafı da önemli hissettiriyor. Yazar Basılı’nın hangi güzelliklere vesile olduğunu özellikle belirtmek istedim bu noktada.
Yukarıda bahsettiğim gizemin peşinden giden kızlar, kararlı duruşları ve biraz da sabırsızlıklarıyla Sirkenaz’ın sakladığı şeyi öğrendiklerinde (Ben size bu yazıda bunun bilgisini vermeyeceğim ama tahmin etmek serbest.) kendilerini adeta bir zaman tünelinin içinde buluyorlar. Zaman tünelleri, yaş alırken mühim. Geçmişle sağlıklı bağlantılar kurmak yaşanacak güzel günler için çok daha mühim. Neyi doğru neyi yanlış yaptık, nasıl biriydik, şimdi kim olduk, neden dün ve bugün arasında böyle bir fark var, hiç mi fark yok ya da, hiç mi değişmedik, çok mu değiştik, kendimiz olabildik mi, kendimizi aşabildik mi… Sirkenaz da kendi için inşa ettiği bol çerçeveli zaman tünelinde çok eskiye götürüyor kendini ve dostlarını. Başarılarından o güne dek hiç övünmemiş olan Sirkenaz, altmışında da fikir değiştirilebileceğini göstererek başarılarını bir bir ortaya saçıyor. Zaman tünellerine girmek öyle kolay değil, bunun için hazır olmak gerek ve Sirkenaz şimdi çok hazır işte!
Sizlere ipucu bile vermediğim (ancak çok kolay tahmin edebileceğiniz) gizem bulutunun peşinden giden bu dörtlüye destek olmak için çıkagelen, başlarda ismini geçirdiğim koca yürekli Somurtkan Hala’dan ve hikayedeki rolünden bahsetmeden yazıyı bitiremem. Somurtkan Hala ve yanında getirdiği torunu Uyanık, hikâyeyi çok başka bir yere evriltiyor. Daha güzel bir yere. Uyanık, bu tatlı ve yaşlı ekibin en genci hatta en miniği oluveriyor bir anda. Yeni olanı, değişeni dönüşeni, zamanı anlamlandırmak için en iyi yol; bir çocukla, bir gençle iletişimde kalabilmektir. Bu, yaşam deneyimi katmanlaşmış olanı durup düşünmeye sevk eder. Hatta şanslıysa kişinin, bu katmanları üstünden tek tek atabilmesine cesaret alanı yaratır. Her yaşta öğrenmenin, kabul etmenin, eski kabulleri dönüştürebilmenin imzasını atan Anıl Basılı bunu tek tek kahramanlarla değil; kahramanların birlikteliğiyle yapıyor. Bu birlikteliğe tanık olmak ve bu gizemi çözmek için evdeki anne terliklerinizin tozunu almayı unutmayın!
edebiyathaber.net (31 Ocak 2025)